Anasayfa Yeni Ümit Yazıları


RÜ'YÂ VE RESÛLULLAH'IN (S.A.S) RÜYALARA TEŞRİF ETMESİ  


106 bMü'minin göreceği sâdık rüyaların başında, Fazilet Güneşi'nin (aleyhi ekmelüttehâyâ) şualarıyla aydınlanan rüyalar gelir. Çünkü O'nun görüldüğü rüyalar doğruluk üzeredir ve bazılarının bir te'vîle ihtiyacı olsa da hepsi kesinlikle sâdıktır.

Arapça'daki görme anlamına gelen "rü'yet" kelimesinden türeyen rüya; insanın uykuda iken gördüğü şeye denir. (Fîrûzâbâdî, el-Kâmûsu'l-Muhît, s.1558-59). İslam âlimleri rüyayı temelde iki kategoride ele almışlardır. Bunlardan birisi, "edğâs-u ahlâm" denilen, insanın kendi nefsinin ya da şeytanın etkisiyle uykuda gördüğü, gerçek âlemle fazla bir ilgisi ve etkisi olmayan rüya; diğeri ise "sâlih rüya" olarak isimlendirilen ve aynı zamanda peygamberliğin kırk altı cüzünden bir parça olarak kabul edilen rüyadır. (Buhari, Ta'bir 2,4; İbn Mâce, Rü'yâ 1). devamı oku...

Prof. Dr. Muhittin Akgül

Yeni Ümit Dergisi

Ekim-Kasım-Aralık 2014

 

 

KUR'ANDA LÂNET, MÜLÂANE VE MÜBÂHALE


105 bİnsanlar, kavramlar üzerinden konuşur ve anlaşır. Şayet kavramlar, konuşan iki kişi veya topluluk tarafından kastedilen mânânın dışında anlaşılıyorsa, o zaman iki tarafın birbirini doğru bir şekilde anlaması imkânsızdır. Bu durum, insanlar arasında böyle olduğu gibi, dinî ve özellikle de Kur'ânî kavramlarda da böyledir. Kur'ân'ın doğru anlaşılmasında, ondaki kavramların bilinmesi, başta gelen şartlardandır. Zîrâ ondaki kavramlar, mânâsını ortaya koyan anahtar konumundadır. Bunun içindir ki, her ilmin kendine has kavramlarını inceleyen müstakil eserler telif edilmiştir. Beşerî ilimlerde, bu kavramların anlaşılması önemli olduğu gibi, bütün zaman ve mekânlara hitap eden Kur'ân'ın, bunun dışında bulunması düşünülemez. Daha ilk dönemden itibaren bu ihtiyacı gören İslâm âlimleri, konuyla ilgili hacimli eserler meydana getirmiş, böylece Kur'ân'ın doğru anlaşılmasına yardımcı olmuşlardır. Bu sahada yazılan eserlerin bazısı, Arap dilindeki kavramları, bir kısmı da sadece Kur'ân'da geçen kavramları ele almıştır. devamı oku...

Prof. Dr. Muhittin Akgül

Yeni Ümit Dergisi

Temmuz-Ağustos-Eylül 2014

 

 
Prof.Dr.Suat Yıldırım'ın Takdim Yazısı
 
 

"Prof. Dr. Muhittin Akgül, bu kitabında Muhterem Fethullah Gülen'in yirmi kadar eserini inceleyerek Kur'ân'ın, Allah kelâmı olduğunu ispat etme delillerini ortaya koymaya yönelmektedir. Yazarımız önce Kur'ân-ı Kerîm'in fonksiyonel bir tarifini hatırlatır. Sonra onun belirli bir zaman veya mekânla kayıtlı, duyulara hitap eden geçici bir mucize nev'inden olmadığını söyler. suat-yildirim "Zîrâ der, bu son peygamberlik müessesesi bütün milletlere ve gelecekteki bütün nesillere açıktır (…) maddî birtakım mucizeler vardır ki görenler ona mecburen inanır. Ne var ki sonraki dönemler için, anlatılan bir kıssadan öteye geçemez. Ancak Kur'ân bu kadar uzun zamandan beri herkese açık bir şekilde ortadadır ve onun i'cazı süreli ve sınırlı değildir." devamını oku...

 
Prof. Dr. Suat Yıldırım
Yeni Ümit Dergisi
Nisan-Mayıs-Haziran 2014
 
Yeni Ümit Dergisinde Yayınlanan Yeni Makalesi
 
 
104 b2
"Kur'ân-ı Kerîm'in üzerinde önemle ve sıklıkla durduğu, nitelikleriyle alâkalı geniş bilgiler sunduğu, karakter ve iç dünyalarına dikkat çektiği, haklarında isimleriyle anılan bir sureyi (münâfikûn) indirdiği bir topluluk da münafıklardır. Hattâ bunlar, nitelikleri açısından, Kur'ân'ın, ehl-i kitap, müşrik ve kafirlerden daha fazla ve sıklıkla üzerinde durduğu bir kesimdir. Bazen itikadî-amelî olmak üzere tasnif edilerek ele alınan münafıklık, bu makalede sadece itikad açısından ele alınacaktır. Bu mânâda münafıkların, Hz.Peygamber'le (sallallahu aleyhi ve sellem) münasebetleri, Resûlullah'ın bunlara nasıl davrandığı, onların zararlarından nasıl korunduğu ve onları topluma yeniden kazandırmak için başvurduğu Nebevî yöntem kısaca incelenecek, böylece farklı zamanlardaki Müslümanların, bunlarla olan münasebetlerinde dikkat etmeleri gereken prensiplere işaret edilecektir. devamını oku...
 
 
Prof. Dr. Muhittin Akgül
Yeni Ümit Dergisi
Nisan-Mayıs-Haziran 2014
 
Yeni Ümit Dergisinde Yayınlanan Yeni Makalesi
 
 
103 b kucuk
"İçki masasında aklı, kumar masasında bütün varlığı ve mukaddesatı giden bir insanın, Cenâb-ı Hak'la bağlarını devam ettirebilmesine imkân yoktur.
İlim, sahibini, dünyada fenalıklardan uzak ve faziletli; öbür âlemde de, irfanıyla aydınlattığı makamların temaşasıyla mest ve mutlu kılar.
 
Yaygın ve alışılmış bir tutum olarak insanları -özellikle de topluma büyük katkıları olan âlimleri- genellikle vefatlarından sonra yâd eder, meziyetlerini sıralar, eserlerine ve yaptıklarına dikkat çekeriz. Bu bir açıdan doğru olsa da, kanaatimizce, önemli şahsiyetlerden hayatta iken istifadenin yollarını kapatan bir engel konumundadır. İnandığımız değerler açısından, insanları yüzlerine karşı methetmek sakıncalı olsa da, böyle bir yazıda, mübalağalı bir medihten öte, mevcut bir kıymeti takdir söz konusudur.
 
Aslında Hocamızın tanıtılması için böyle bir yazıya ihtiyacının olmadığına gönülden inanıyorum. Ancak bereketli bir ömürde ne kadar kıymetli eserler verdiğine ve hâlen de vermeğe devam ettiğine bir makale çerçevesinde kısaca dikkat çekmeye çalışacağım. devamını oku...

Prof. Dr. Muhittin Akgül
Yeni Ümit Dergisi
Ocak-Şubat-Mart 2014
 
Yeni Ümit Dergisinde Yayınlanan Yeni Makalesi
 
 
İçki ve Uyuşturucudan Korunma Yolları, Doç.Dr.Muhittin Akgül, Yeni Ümit Dergisi
"İçki masasında aklı, kumar masasında bütün varlığı ve mukaddesatı giden bir insanın, Cenâb-ı Hak'la bağlarını devam ettirebilmesine imkân yoktur.
Eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insan, bilgi, irâde, konuşma, akıl, idrâk ve tasavvur gibi yönleriyle diğer varlıklardan ayrılır. Bütün dinlerde ve hukuk sistemlerinde, insanın sahip olduğu önemli değerlerin korunma altına alınması da bunun bir göstergesidir. Bu değerler, din, can, mal, akıl ve nesildir. Bu vazgeçilmez değerler olmaksızın, ne fert, ne de toplum, hayatını sağlam ve mutlu bir şekilde devam ettirebilir. Bunlar, hava ve su kadar herkesin ihtiyaç duyduğu değerlerdir. Bu vazgeçilmez değerlerin tamamının karşısındaki müşterek düşmanlardan biri de, günümüzde son derece yaygın olan ve gittikçe de yaygınlaşan içki ve onun bir adım sonrası olan uyuşturucu belâsıdır. Bu makalede, zararlı alışkanlıklardan içki ve uyuşturucular ele alınacak, kişileri bunlara iten sebepler ve nesilleri bunlardan koruma yolları üzerinde durulacaktır. devamını oku...

Doç. Dr. Muhittin Akgül
Yeni Ümit Dergisi
Temmuz-Ağustos-Eylül 2013
 
Yeni Ümit Dergisinde Yayınlanan Yeni Makalesi


Hayatını Kur'ân'a Adamış Bir Sahabi Zeyd B. Sâbit, Doç.Dr.Muhittin Akgül, Yeni Ümit Dergisi
"Ashab-ı Kiram'dan her birinin üstün ayrı bir meziyeti vardır. Bu kutlu insanlardan kimi komutanlığıyla, kimi Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) sadakatte zirveyi tutmasıyla, kimi cömertliğiyle, kimi yüksek fedakârlığıyla, kimi cesaretiyle, kimi ibadet ve taatıyla, kimi hicretiyle, kimi oldukça zor şartlar altındaki biatıyla, kimi Bedir ve Uhud gibi oldukça çetin savaşlarda gösterdiği eşsiz kahramanlığıyla, kimi bütün tehlikelere rağmen imanında hiçbir sarsıntı yaşamamasıyla, kimi ilmiyle, kimi de hayatını Kur'ân'ın yazılmasına, ezberlenmesine ve başkalarına aktarılmasına adamasıyla mâruftur.
Bu makalede, Rahmet Peygamberi'nin: "Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olursanız, sizi doğru yola götürür." sözleriyle konumlarını bizlere hatırlattığı kutlulardan, Zeyd b. Sabit'in hayatı ve kişiliği ele alınacaktır. devamını oku...

Doç. Dr. Muhittin Akgül
Yeni Ümit Dergisi
Ekim-Kasım-Aralık 2012
 
Yeni Ümit Dergisinde Yayınlanan Yeni Makalesi

Huruf-u Mukattaa'ya Farklı Bir Yaklaşım

Huruf-u Mukattaa'ya Farklı Bir Yaklaşım, Doç.Dr.Muhittin Akgül, Yeni Ümit Dergisi
"Mukattaa harfleri olmasaydı, Kur'ân'dan binlerce sır çıkaran Muhyiddin İbn Arabî, İmam Rabbânî ve Bediüzzaman gibi kimseler, o hazinenin kapısını açamaz ve Kur'ân'a ait sırlara vâkıf olamazlardı.

Kur'ân-ı Kerîm'de 29 sûrenin başında birbirinden bağımsız harflerden meydana gelen kelimelere huruf-u mukattaa denir. Bunlardan üçü tek, dördü iki, üçü üç, ikisi dört ve ikisi de beş harflidir. Bu harflerin bir mânâ taşıyıp taşımadığıyla alâkalı öteden beri farklı görüşler belirtilmiş ve tartışmalar yapılmıştır. Bu makalede bunlara kısaca temas edilecek, bu harflerin Kur'ân'da kullanılmasının ne mânâ ifade ettiği belirtilecek ve konuyla alâkalı olarak Muhterem M. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin oldukça orijinal bir yaklaşımına işaret edilecektir. devamını oku...

Doç. Dr. Muhittin Akgül
Yeni Ümit Dergisi
Nisan-Mayıs-Haziran 2012
 
Yeni Ümit Dergisinde Yayınlanan Yeni Makalesi

Kur'ân'la Konuşan İnsanlar

Kur'ân'la Konuşan İnsanlar, Doç.Dr.Muhittin Akgül, Yeni Ümit Dergisi
"Kur’ân sayesinde insan, Allah’a muhatap olma gibi, mevkilerin en yükseğine yükselmiştir. Böyle bir mevkide bulunduğunun şuurunda olan bir insan, kendi dilindeki Kur’ân’da Rabbini dinler, Rabbiyle konuşur ve Rabbiyle konuştuğuna yemin etse, yemininde yalancı sayılmaz."

Dünya var olduğu günden bu yana, hiçbir millet ve insan topluluğu, Müslümanların Kur’ân-ı Kerîm’e; okuma, anlama, ezberleme, hayata taşıma gibi hususlarda gösterdikleri ihtimamı, başka bir kitaba göstermemişlerdir. Kur’ân’a gösterilen bu yerinde ihtimam, onun indirilmeğe başladığı ve şartların son derece ağır olduğu Mekke döneminden, günümüze kadar farklı şekillerde tezahür etmiştir. Sahabiler, Mekke müşriklerinin ağır baskılarına ve işkencelerine rağmen, Kur’ân’ı hayatlarının gayesi hâline getirmiş, onun uğrunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmamışlardır. Şartlar olabildiğince ağırdır. Allah Resûlü’nün yanına gitmek, nazil olan âyetleri öğrenmek ve onları hayata taşımak âdeta ölümle eş değerdir. Ancak buna rağmen onlar bundan yılmamış, aksine ona karşı daha da iştiyakları artmıştır. Medine döneminde ise, Mekke’deki bu zor şartlar nispeten ortadan kalkmış, gerek Muhacirler gerekse Ensar ve yeni Müslüman olanlar, ilk ve en önemli işleri olarak Kur’ân’ı öğrenmiş ve ezberlemişlerdir. Onlardaki Kur’ân’a karşı olan bu ilginin birden fazla sebebi vardır.  devamını oku...

Doç. Dr. Muhittin Akgül
Yeni Ümit Dergisi
Temmuz-Ağustos-Eylül 2011
 
Bir İlim ve Zühd Kahramanı Süfyan-ı Sevrî Hazretleri

Bir İlim ve Zühd Kahramanı Süfyan-ı Sevrî Hazretleri, Doç.Dr.Muhittin Akgül, Yeni Ümit Dergisi
Kur’ân-ı Kerîm’in anlaşılmasına büyük emekleri olan, bundan dolayı da Tefsir Usulü literatürüne “müfessir” unvanıyla geçen zevatı, sahabe ve tâbiîn dönemlerinde, Mekke, Medine ve Kûfe ekolleri olarak üç kategoride ele alabiliriz. Mekke ekolünün başında, Allah Resûlü’nün (sallallahü aleyhi ve sellem) de mübarek dualarına mazhar olan İbn Abbas; Medine ekolünün başında Zeyd b. Eslem el-Adevî; Kûfe ekolünün başında ise Peygamber Efendimiz’in (sallallahü aleyhi ve sellem) değişik övgülerine mazhar olan İbn Mesud Hazretleri gelmektedir. devamını oku...

 
 
Miraç Işığında İdeal Toplumun Nitelikleri  
 
Miraç Işığında İdeal Toplumun Nitelikleri, Doç.Dr.Muhittin Akgül, Yeni Ümit Dergisi
Karanlıkların en koyusunun yaşandığı bir zaman diliminde insanlara rehber olarak gönderilen Yüce Resûl (sallallahü aleyhi ve sellem), Mekke döneminin ilk yıllarında öncelikle inanç esaslarına ağırlık vermiştir. Mekke döneminin sonlarına tekabül eden yıllarda, Kâinatın Yaratıcısı, yeryüzünün Efendisini (sallallahü aleyhi ve sellem) Mi’rac yolculuğuna çıkarmış, bu yolculukta bütün insanlar adına O’na kendi âyetlerinden göstermiş, yepyeni ilke ve düsturlarla yeniden insanların arasına göndermiştir. O güne kadar belki de henüz bir toplum diyebilecek sayıda insan olmadığından, belli temel meselelere değinilirken, hiçbir varlığa nasip olmayan bu kudsî seyahatten sonra, temel toplumsal kurallara vurgu yapılmaya başlanmıştır. Zîrâ artık belli bir sayıya ulaşan ve toplum hâline gelen ashabın, İslâm’ın diğer ilkelerine de ihtiyaçları ortaya çıkmaya başlamıştır. İşte bu temel ihtiyaç ve ilkeler, içinde İsrâ-Mi’rac hâdisesinin de anlatıldığı İsrâ Sûresi’nde topluca zikredilmektedir.  devamını oku...

 
 

Sevde Binti Zem'a

Temmuz-Ağustos-Eylül 2009 Büyük ve vefalı eş Hz. Hatice vefat ettiğinde, Kâinatın Efendisi (sas) büyük bir üzüntü içindeydi. Nasıl üzülmesin ki, acılı ve sıkıntılı zamanlarda, müşriklerin akla hayale gelmedik eza ve cefaları karşısında bu büyük eş, âdeta Resulullah’a (sas) kalkan oluyor, onu teselli ediyor ve bir nebze de olsa acılarını dindiriyordu. Ancak her canlı gibi Hz. Hatice’nin de ayrılış vakti gelmiş, sevgili eşi ve Peygamberi Hz. Muhammed’e (sas) veda etmişti. Vefatıyla arkada yetimler bırakmıştı. Bir insan olarak şefkat âbidesi Allah Resulü (sas) yetimlerine bakıyor, evde kendisine enîs ü celîs olan eşinin yokluğunu kalbinin en derinliklerinde hissediyor ve mahzun oluyordu. ! devamını oku...
 

Hicretin Kazandırdıkları

Temmuz-Ağustos-Eylül 2009 Bir hakikatin değişik rükün ve yönlerinden ibaret olan; iman, göç ve cihad üçlüsünün, Kutlu Beyan’da ekseriya peşi peşine zikredilmesi, bu meselenin ne denli ehemmiyet arz ettiğinin en parlak delilidir. İnanma, hicret etme ve inancı uğrunda vereceği mücadeleyi, bu yeni iklimde, yeni muhatap ve yeni şartlara göre durup dinlenmeden devam ettirme.. işte Kudsîlerin sabah-akşam başvurageldikleri üç musluklu Hızır çeşmesi! devamını oku...
 
Allah Resûlû'nün (s.a.s) Eşleri O'na Karşı Nasıl Davranırdı?

Yeni ÜmitYüce Yaratıcı'nın insanlığa en son rehber olarak gönderdiği Allah Resûlü'nün (s.a.s.) ve ailesinin hayatı, Müslümanlar için güzel misâllerle doludur. Bu güzel misâllerden biri de ezvâc-ı tâhirâtın Efendimiz'e (s.a.s.) karşı davranışlarıdır. Zira onları eğiten, yetiştiren, onlara hayatın her alanında nasıl davranılması gerektiğini öğreten bizzat Resûlullah'ın (s.a.s.) kendisidir. Kendisidir; zîrâ O'nun en yakın ve müdavim talebeleri, o kutlu hanenin sakinleri olan ezvâc-ı tâhirâttır. Bu makalede, Kur'ân-ı Kerîm'in, annelerimiz olarak takdim ettiği Resûlullah'ın (s.a.s.) eşlerinin, O'na karşı davranışları, münasebetleri ve O'nunla nasıl geçindikleri gibi hususlar ele alınacak, böylece mü'min kadınlar için, ideal bir eş olmanın mükemmel örnekleri sergilenmiş olacaktır. devamını oku...
 

Allah Resûlü’nün (s.a.s.) Eşleriyle Münasebeti

Yeni Ümitİnsanı yaratan ve ona mutlu olmanın yollarını öğreten Yüce Mevla, gerçek mutluluğun kaynağını ve onun nasıl yakalanacağını da her dönemde gönderdiği peygamberlerle göstermiştir. Arıyı kraliçesiz, karıncayı beysiz bırakmayan Cenâb-ı Hak, insanı da lider ve rehbersiz bırakmamıştır. Hayatın her alanıyla ilgili takip edilmesi ve yapılması gereken en ideal davranışları, rehber insan peygamberlerle bildirmiştir. Bütün peygamberlerin mesajlarının esaslarını özetleyen ve en son ilkeleri insanlığa getiren Allah Resûlü (s.a.s.) ise örnek olma noktasında en zirveyi temsil etmektedir. O’ndan sonra peygamber gelmeyeceğinden dolayı da, herkese örnek olmuş ve herkesin yaşayabileceği bir hayatı temsil etmiştir. Hem Allah’ın son ve seçkin bir peygamberi olması, hem de her davranışının Yüce Yaratıcı tarafından öğretilmiş olması, Resûlullah’a (s.a.s.) ayrı ve önemli bir konum kazandırmıştır. Diğer bir ifadeyle Allah Resûlü’nün bu denli eşsiz bir konumda olması, onu terbiye edenin Allah olmasındandır: “...Allah, sana Kitâb’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana olan lütfu büyüktür.” (Nisa Sûresi, 4/113) âyetiyle, “Beni Rabbim terbiye etti. Hem ne kadar da güzel terbiye etti!” (Münavi, Feyzü’l-Kadir, 1/224) hadisi de bunu göstermektedir.devamını oku...
 

Kur'ân-ı Kerîm'de Nüzûl-ü İsa Meselesi

Yeni Ümitİsrailoğullarına rehber ve peygamber olarak gönderilen Hz. İsa'nın hayatının en önemli kareleri harikülade kuşağında geçmiştir. Mesela daha doğmadan önce Yüce Yaratıcı onu, kendi kudret ve kuvvetine bir delil olması için babasız yaratmış, diğer insanlarda olduğu gibi bir erkeğin dahli olmaksızın anne rahminde teşekkülü başlamış, böylece bu, hakkındaki tartışmaların da başlangıcı olmuştur. Kur'ân onun babasız dünyaya gelişini, beşikteyken konuşmasını, çamurdan canlı bir kuş yapmasını, hastaları iyileştirmesini, ölüleri diriltmesini, İsrailoğullarının evlerinde sakladıkları yemekleri haber vermesini, semadan sofra indirmesini ve Cenâb-ı Hakk’ın onu İsrailoğullarına karşı korumasını bizlere birer mu’cize olarak takdim eder. Zira o, materyalist bir toplumu ta'dil etmek için gönderilmiştir. devamını oku...